KUT’ÜL AMARE KAHRAMANI HALİL PAŞA KİMDİR

Mirliva (Tuğgeneral) Halil Paşa, Osmanlı askeri tarihinin en büyük başarılarından birine imza atmış, ve ne yazık ki unutulmaya yüz tutmuş bir askerdir. I. Dünya Savaşı sırasında Rus sınırında ve Irak Cephesi’nde savaşmış olan Halil Paşa, İngiliz tarihçilerin bugün dahi “İngiliz askeri tarihinin en aşağılayıcı yenilgisi” olarak nitelendirdikleri Kut’ül Amare Zaferi’nin mimarıdır.

Tarihler 1916’yı gösterirken, General Townshend komutasındaki İngiliz birlikleri Bağdat’ı fethetmek amacıyla kanal Basra Körfezi’nden kuzeye doğru ilerlemeye başlarlar. Osmanlı ordusu arka arkaya yenilgilerle geri çekilir. Osmanlı’nın gittikçe daha zayıf düştüğünü düşünen Townshend ilerlemeye devam eder. O sıralarda 6. Ordu’nun komutanlığına atanan Halil Paşa, hilal taktiği benzeri bir taktikle 13.000 kişilik İngiliz kuvvetini Kut’ül Amara’da çevreler.

Haber ulaştığında İngiliz hükümeti askerlerinin kurtarılması için operasyon düzenlemeye karar verir. Başka cephelerden kaydırılan yaklaşık 50.000 kişilik bir kuvvetle dışarıdan kuşatmayı yarmayı denerler, fakat Halil Paşa komutasındaki 6. Ordu her saldırıyı püskürtür. Kuşatma altındaki İngiliz kuvvetleri kurtulma şanslarının kalmadığını anlayınca 13 generali 481 subay ve 13.300 er mevcuduyla 6. Ordu’ya teslim olmaya karar verirler. Halil Paşa, bu zaferden sonra yayınladığı bir mesajla tüm ordusunu kutlar: (Fars ve Arap kökenli kelimeleri mümkün mertebe Türkçeleştirdim)

“Arslanlarım;

Bugün Türklere şeref-ü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli gökyüzünde şehitlerimizin ruhları neşeyle pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Bize iki yüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamd ve şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, bin beş yüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10.000 neferini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut’ta 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki sayıya bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta zorlanacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz. Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tamamlanan savaşımız karşısında başarılı baş kaldırımızın parlak bir başlangıcıdır. Bugüne Kut Bayramı ismini veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü geçirirken şehitlerimize Yasinler, Tebarekeler, Fatihalar okusunlar. Şehitlerimiz hayatı semada kızıl kanlarla devam ettirirken gazilerimiz de gelecekteki zaferlerimizin bekçisi olsunlar.”

1952 yılına dek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kutlanan 29 Nisan Kut Bayramı, Türkiye’nin NATO’ya girmesinin akabinde, İngilizlerin baskısıyla bayram olmaktan çıkarılmış, İngiliz güçlerini felç ederek Güney Cephesi’ndeki savaşı en az bir yıl uzatan, İngiltere’nin üç ana kara ordusundan birini başkomutanı ile birlikte ele geçiren Halil Paşa’nın hikayesi ilk ve orta öğretim tarih kitaplarından dahi silinmiştir.

TRUVA SAVAŞINDA ASLINDA NE OLMUŞTU ?

Truva Savaşının perde arkası öyküsü aslında bunun bir İnsanlar Savaşı değil, tanrıların başlattığı, kontrol ettiği, yönlendirdiği ve hatta içine katıldıkları bir çatışma olduğunu gösterir. Zeus (Enlil) insan kalabalıklarının artarak, artık kendilerine rahatsızlık vermeye başladığı bir zamanda, savaşlar çıkartıp dünyanın nüfusunu ve yükünü hafifletmeye karar verdi. Zeus; Hera, Athena ve Afrodit’in hangisinin daha güzel olduğuna dair bir yarışma düzenledi. Yarışma Kaz (İda) Dağı yakınında ve Paris’in sürülerini otlattığı yerde olacaktı.

Birinciyi seçecek olan Paris’e tanrıçalar vaatte bulundular. Afrodit, Paris’e Yunanistan’ın en güzel kadını olan Helen’i vaat edince, Paris birinci olarak Afrodit’i seçer ve sonra tanrıçanın vaat ettiği Helen’i almak için Yunanistan’a gider. Buradaki kral Menelaus’un karısı Helen’i ve değerli eşyaları tanrıça Afrodit tarafından kendisine vaat edildiğini düşünerek bunları Truva’ya kaçırır. Ardından bildiğimiz gibi Truva ile yıllarca süren savaşlar başlar. Burada dikkat edilecek husus. Bu tanrı ve tanrıçaların savaş sırasında her iki tarafa da yardım etmeleri, tarafları kışkırtmaları, savaş gece de devam etsin diye gökyüzünü aydınlatmaları, savaşan kahramanları koruduklarıdır. Böylece Zeus’un isteği yerine gelmiş, savaş ve ölümlerle bir süreliğine insan nüfusu azalmıştı. Zaten Zeus (Enlil) arada insanların çok arttığını düşünerek bulaşıcı hastalıklar çıkartır, tahılların azalmasına, kıtlığa sebebiyet verir, hatta Tufan’da insanların telef olup ölmelerine göz yuman, insan sevmez bir tanrı olarak bilinirdi. Türklerin de çok sevdiği Tanrı Ülgen olarak bilinen Zeus (Enlil) böyle bir tanrıydı.

Ne Yapıyoruz

İlk önce bir hedef belirliyoruz gelişigüzel işler değil gelişi güzel olacak işler için çaba sarf ediyoruz ve çıktığımız yolda elle tutulur şeyler başaramasak da umutsuzluğa kapılıp pes etmiyoruz ve yolumuza çıktığımız hevesi ne olursa olsun her seferinde daha da katlayarak isteklerimizin peşinde gidiyoruz .
İşbu metin çalışma aşamasında olan bloggumuz için ilk gönderi niteliğinde kalarak yarınki işlerimizde bize bir motivasyon olarak burada duracaktır . Motivasyonumuzun bir parçası olun ve bizle kalın.

Mottomuzu da ilan etmeden geçemiyoruz .

Her adımın bir savaş mücadelesi olduğu dünyamızda biz fikirlerimizle galip gelmeye çalışıyoruz çünkü biz fikirlerin savaşında cesetlerin ölümsüz olduğuna inanıyoruz .